ÖĞRETMENLİK KUTSALDIR (24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ SKEÇLER, PİYESLER, TİYATRO OYUNLARI, ORATORYOLAR)-PİYESLER TİYATRO OYUNLARI SKEÇLER ORATORYOLAR-BİLGİMCE Eğitim ve Kültür Platformu

 

PİYESLER TİYATRO OYUNLARI SKEÇLER ORATORYOLAR

 

 

 

ÖĞRETMENLİK KUTSALDIR (24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ SKEÇLER, PİYESLER, TİYATRO OYUNLARI, ORATORYOLAR)

 

OYNAYANLAR: Öğretmen, Şair, Heykeltraş, Ressam, Müzisyen, Mimar

 

DEKOR : Şairin, heykeltraşın çalışma masaları. Daktilo, büst. Ressam, mimar ve müzisyenin meyilli çalışma sehpaları. Tablo, fırça, nota kağıtları, cetvel, gönye. Tabure, sandalye, saksı içinde çiçekler.

 

( Perde açılır. Ressam, elinde fırça ve paletle tablo üzerinde boyama yapar. Geriden, yandan inceler.

 

Heykeltraş, çekiç ve yontu aleti ile “tak tak” çalışır. Müzisyen aletini “tın”latır, notaya alır.

Mimar, cetvel ve kalemle ölçer, çizer. Şair, sahne önünde, sağa sola volta atarak şiirler okur. Öğretmen, geriden gençleri izler.)

ŞAİR – Ey, güzellikler diyarının füsunkar perisi!

Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da...

Seni aşkım canavarlar gibi yine takip edecek!

( Sahnedeki arkadaşları şaire bakarak gülerler.)

ÖĞRETMEN – Evlat! Hangi diyarlardan gelip hangi iklimlere gidiyorsun?

ŞAİR – Kim o? Beni alaya alan kim?

ÖĞRETMEN – Hey gidi gençlik, hey!

ŞAİR ( Öğretmene bakarak) – İhtiyar... Bir ihtiyar... İçeri gel ihtiyar!

( Öğretmen ağır adımlarla sahneye girer.)

ŞAİR – Ne diyorsun ihtiyar?

ÖĞRETMEN – ( Yüzünde tatlı bir gülümseme vardır.) – Hangi hayal ülkesinde uçuyorsun diyorum, böyle evlat?

ŞAİR – Uçmuyorum. ( Heyecanlı) Güzellikler ikliminden, yaratıcılık dünyasına gidiyorum.

ÖĞRETMEN ( Şaşkın) – Gidiyor musunuz? Kiminle?

ŞAİR ( Sahnedekilere göstererek) – Arkadaşlarla... Gel, seni sanatçı arkadaşlarımla tanıştırayım. (Neşeli) Hey, arkadaşlar! Bakın size kimi getirdim.

( Gençler, ihtiyar konuğa dönüp bakarlar. İhtiyar da onları teker teker süzer.)

ŞAİR – İşte, geleceğin yaratıcıları!

ÖĞRETMEN – Geleceği yakalayabilseler bari...

HEYKELTRAŞ ( Hırçın bir sesle) – Ne diyorsun ihtiyar? Gelecek her zaman bizimdir. Bizler öldükten sonra, gene bizimdir.

ÖĞRETMEN – (Heykeltraş’a doğru yürür.) – Çocuğum, sanatın nedir?

HEYKELTRAŞ – İşte, görüyorsun ya! Heykeltraşlık... (Çalışmasını sürdürerek) Benim elimin altındaki taşlar, mermerler, Zalim Neron’un karşısında olduğu gibidir. Titrer, şekil alır.

Mermer buse olur, kadın olur, gözyaşı olur. Keder ve hüzün olur. İnsanların katı yüreklerine, zamanın bitmez, tükenmez tokatlarına göğüs gerer.

Müzelerin, tapınakların serin ve loş gölgeleri arasında kuş tüylerine gömülmüş hükümdar ve krallardan daha rahat, sonsuza dek yaşar.

ÖĞRETMEN ( Ressama döner. Çalışmalarını seyreder.) – Ya, sen evladım?

RESSAM ( Neşe dolu bir sesle) – Ben... ( Tablo üzerinde fırça hareketi yaparak) Ben göklerdeki renklerle oynarım. Boyaların, şekillerin büyüsünden anlarım. ( Havada resim yapar gibi) Gölgeleri olduğu gibi belirlerim. Bir parça bez ya da kağıt üzerine bir dünya kurarım.

En güzel dudaklardaki gülümsemeler gelip geçicidir. En güzel gözler, bir gün gelir, ölür. Toprak olur. En güzel yüzler buruşur, çöker.

Fakat benim fırçamın ucundan doğanlar, oldukları yerde büyük bir bağlılık ve içtenlikle kalırlar. Solmaz, yıpranmaz ve ölmezler.

Ben içinde yaşadığım yüzyılı, öbür yüzyıllara, ruhunu da gelecek kuşaklara iletirim. Bir tek bez parçasına dünyanın bağrındaki altınlar kadar değer veririm.

ÖĞRETMEN ( Müzisyene yaklaşır.) – Evlat, pek sevinçlisin. Aradığını bulmuşa benziyorsun.

MÜZİSYEN ( Bestesine ara vererek.) – Aradığını bulmak mı? Ben aramam, yakalarım. Ben bir avcıyım. ( Müzik aletini tınlatır.) Havalarda dolaşan sesleri kovalar, onları yakalarım. Gizli isyanların, gizli aşkların, acı ve sıkıntıların ezgilerini dinler, tutarım.

Gökler gelir, benimle görüşür. Denizler yaklaşır, kubbemde inler. Sinirler kavgalarını benim ruhumda yatıştırır. Bakışlar benim önümde ses, gözyaşları nakarat, gülümsemeler beste ve ritim olur. ( Telleri tınlatarak.) Elimdeki alet, melodilerle geçmişi geleceğe, kalpleri kalplere bağlar.

Ben ölür, toprak olurum. Fakat... (Nota sesleri) Bu melodiler hiçbir zaman ölmez, sonsuza dek yaşayıp giderler.

ÖĞRETMEN ( Duygulanır. Mimara yaklaşır.) – Söyle bakalım, senin sanatın da onların ki gibi ölmez mi? Sonsuza dek yaşar mı?

MİMAR – Evet... Benimki de onlarınki gibidir. Ben hayallere, düşlere can ve ruh veririm. Elimin altında duran toprak, taş, kireç, kum benim buluşumla, yaratıcılığımla insanlığın onuru, mutluluğu ya da duanın sembolü olur.

Saraylar kurarım. Kaleler yaparım. Zaman onları yıksa bile, kalıntıları önünde insanlar her zaman hayran kalırlar.

İşte, Efes harabeleri! İşte Selçuk sarayları!

ÖĞRETMEN ( Şaire yaklaşır.) – Ey, genç! Sen ne yaparsın?

ŞAİR ( Daktilo başında) – Ben şairim baba, şair... Sözcüklerle uğraşırım. Sözcükler benim esir ve kölelerimdir. Ne zaman istesem, duygulansam karşıma gelir, yerlere kadar eğilirler. El, etek öperler. Sonra ben onları şekilden şekle sokarım.

( Müzisyenden hafif nağmeler...)

Onlar bazen aşk, sevgi, bazen zafer ya da isyan olurlar. Bahardan kokular, melodiler getirirler. Onlardan oluşan taburların önünde krallar bile selam dururlar.

Halk, yediden yetmişe, onları ezberden bilir.

Benden söz etmeyen, beni anmayan hiçbir çağ yoktur.

ÖĞRETMEN – Tüm bu uğraşlar niçin gençler?

MÜZİSYEN – Niçin olacak? Sanat için... Zevk için...

ÖĞRETMEN – Bence tam değiller.

( Gençler birbirine bakarlar.)

MİMAR _ Yaa! Tam zevk nerede? Hangi meslekte?

ÖĞRETMEN ( Heyecanlı) – Ben de... Tam zevk bende. Benim mesleğimde.

GENÇLER (Merakla) – Mesleğin nedir? Nedir mesleğin?

ÖĞRETMEN – Mesleğim öğretmenlik...

“ Ben öğretmenim çocuklar!

   Unuttuğunuz yüzleriniz bende.

   Gülüşleriniz, gözleriniz

   Dolaştığınız bahçelerde kalan

   İzleriniz bende.

 

   Ben öğretmenim çocuklar!

   Unutmam hiçbirinizi,

   Bininizi, on bininizi

   Kendiniz bile unuturken

   O günlerdeki kendinizi.”

 

“ Düşerseniz düşerim, koşarsanız koşarım.

   İçimi bir tuhaf eder kan,

   Sıyrılmış kollarınız,

   Çizilmiş dizleriniz bende.

 

   Ben öğretmenim çocuklar!

   Usul usul, ince ince

   Bereketli yağmurlar gibi yağmak isterim üstünüze.

   Çalsın bütün ziller tepelerden, doruklardan

   Yine bugün son dersiniz bende...”

 

( Gençlerin yanlarına teker teker giderek)

 

Siz taşları yontarsınız, ben genç dimağları...

Siz tuvalleri boyarsınız, ben ruhları...

Siz melodiler icat eder. Ben ilkeler, inançlar, ülküler...

Siz binalar kurarsanız, ben gezen saraylar...

Siz kelimelerden taburlar dizersiniz, ben zekalardan...

 

Ne yazık ki, benim üzerimde işlediğim kafalar gün gelir ölür. Toprak olur. Boyalarımın üzerinde imzam yoktur.

 

En kötüsü, yarattığım inanç ve ülküler bir gün bana karşı durabilirler. Gezen saraylar çürür, beni tanımazlar olur. Taburlar dağılır, görünmez olur. Ama tüm bunlara karşın savaşımdan vazgeçmem. En isyankâr insan bile benim avuçlarımın içinde kalır.

HEYKELTRAŞ – Yazık! Zevk bunun neresinde?

ÖĞRETMEN – Nankörlük karşısında direnme ve yılgınlık göstermeden kararlılık... Çıkar ve karşılık beklemeden savaşabilmekte...

( Öğretmen çıkar. Gençler işlerine dönerler. Şair duygulanmıştır. Öğretmenin sözleri onu etkilemiştir. Ayakta, öğretmeni yaşar.)

ÖĞRETMEN – Siz taşları yontarsınız, ben genç dimağları. Siz tuvalleri boyarsınız, ben ruhları. Siz melodiler icat eder, ben ilkeler, inançlar, ülküler...

( Gençler, şairi izler. Onu anlamaya çalışırlar.)

ŞAİR – Ne yazık ki, benim üzerinde işlediğim kafalar ölür, toprak olur. Yarattığım inanç ve ülküler bir gün bana karşı durabilirler. Ama ben bütün bunlara karşın savaşımdan vazgeçmem. ( Arkadaşlarına döner.)

Arkadaşlar! Bizim sanatımız, bizim uğraşımız öğretmenlik mesleğinin yanında bir hiçtir. Kadınların zarif boyunlarında takılı ziynet eşyası gibi süsten, gösterişten öte geçemez.

Öğretmenlik öyle mi ya?.. O, beyaz gerdanı, zarif boyunları değil; beyinleri süsler, değerlendirir. Ülkülerle, inançlarla işler. O, yeryüzünde dolaşan Tanrı’nın sihirli değneğidir.

 ( Teker teker arkadaşlarına)

Sen mimar, sen müzisyen, sen ressam, sen taşlara ruh veren adam! Becerilerimize kimlere borçluyuz?

Okul yıllarımıza hatırlıyorum da... Şu kadarcıktık. ( Mimara) Boynun ip gibi, karnın küp gibiydi. Oyuncakların kibrit çöpü ve çakıl taşlarıydı. ( Ressama) İşin gücün duvarları, sıraları karalamaktı. Garip çizgilerle sınıfı kirleten yaramaz bir çocuktun. ( Müzisyene) Sen, yarının bestecisi! Cırlak sesinle kulaklarımızı tırmalardın. Düşünün! Yeteneklerimizi keşfeden öğretmenlerimizi düşünün. ( Ressama) Bayramlarda sınıf süsleme işlerini sana verirdi. ( Mimara) Derslerde konuların şekillerini sana çizdirirdi. ( Müzisyene) Müzik korosunu sana yönettirirdi. ( Heykeltraşa) Çamurdan, kardan yaptığın heykellerle öğretmenimizin sevgisini kazanırdın.

Dünyaya bizi annemiz getirdi. Sanat dünyasına da öğretmenlerimiz.

MÜZİSYEN – Büyük insan biraz önce aramızda idi.

MİMAR – Tek tek bizimle ilgilendi. Bizi dinledi.

HEYKELTRAŞ – Onu anlayamadık.

RESSAM – Nasıl da heyecanlı idi, mesleğim öğretmenlik derken...

ŞAİR – Biz onu umursamadık bile.

MÜZİSYEN – Ey, ne duruyoruz öyleyse? Koşalım ardından. Özür dileyelim. Kulübümüze üye edelim.

HEPSİ – Elini öpelim. Gönlünü alalım.

Öğretmenim! Öğretmenim!

 ( Koşarlar. Sahneden çıkarlar. Az sonra öğretmenle birlikte sahneye dönerler.)

ÖĞREETMEN – Teşekkür ederim çocuklar!

“Mesut olmuş görmek isterim hepinizi

  Dertliyi, erkeği, yaşlıyı, genci...

Bayram sevinciyle, kol kola sokaklarda

Su başlarında, ağaç altlarında, parklarda

Sevgililer, baş başa, muratlarına ermiş...

Çocuklar, el ele, bir halka oluvermiş

Ne yoksul ahı, ne dul hıçkırığı, ne hasta iniltisi

Mesut olmuş görmek isterim hepinizi...”

GENÇLER ( Alkış tutar.) – Yaşa öğretmenim, çok yaşa! Artık aramızdasın. Hep birlikte mesut olacağız. ( Elini öperler.)

 

 

 

BELİRLİ GÜN VE HAFTALARA GERİ GİT